Özgeçmiş
Türk resim sanatında sağlam desen kurgusu, durdurulamayan ritmik dinamizmi ve kendine özgü "kılcal dokulu çizgisel stili" ile tanınan Fadime Baltacıoğlu, sanatını bütünüyle bir "yaratı ve besteleme" süreci olarak gören eşsiz bir yetenektir.
Kimliği, Ailesi ve Çocukluk Yılları
Fadime Baltacıoğlu (Salman), 2 Eylül 1946 tarihinde Ankara'da dünyaya geldi. Kadir Salman ile evli olan sanatçının bu evlilikten Ilgın (1974) ve Tarık (1977) adlarında iki çocuğu bulunmaktadır.
Fadime'nin sanatçı kimliğinin oluşumunda ailesinin ve yetiştiği entelektüel ortamın payı yadsınamaz. Annesi Samime Hanım, babası ise Cumhuriyet döneminin en önemli aydınlarından Ord. Prof. İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu'dur. Babası; Cumhuriyet'in ilk rektörü, 1943-1950 yılları arası milletvekili, Yeni Adam gazetesinin kurucusu ve yazarıdır. Aynı zamanda Köy Enstitüleri'nin temelini oluşturan "Üretici Eğitim" kuramının yaratıcısı olan pedagog, sosyolog ve felsefecidir. Aile büyüklerinin tamamının Atatürk ile tanışıklığı bulunması, Baltacıoğlu ailesinin Cumhuriyet'in kurucu kadrolarıyla olan yakın bağını gösterir. Fadime, ilk resim derslerini küçük yaşlarda, daha önce Sanayi-i Nefise Mektebi'nde Estetik ve Resmin Usulü dersleri veren babasından almıştır.
Eğitim Hayatı ve Yeteneğinin Keşfi
Eğitim hayatına Bahçelievler İlkokulu'nda başlayan Fadime, sırasıyla Bahçelievler Ortaokulu, Cumhuriyet Lisesi ve Çamlıca Kız Lisesi'nde okudu. Aynı zamanda 1958-1962 yılları arasında Türkiye'nin ilk bale okulu olan Fenmen Bale Okulu'nda eğitim aldı.
İlköğretim çağında yaşıtlarından çok farklı bir algılama ve uyum becerisi sergiliyordu. Bir gün öğretmeni sınıfın ortasındaki kürsüye bir sandalye koyup öğrencilerinden bunu çizmelerini istediğinde, sınıfta çizdiği şey sandalyeye benzeyen tek kişi Fadime olmuştu. Arkadaşları onun çiziminde sandalyenin "hem altının hem de dört ayağının" aynı anda göründüğünü hayretle anlatıyordu. Bahçelievler Ortaokulu'ndayken resim dersinden kırık not alması onu kısa bir süre resimden soğutsa da, ertesi yıl öğretmeni Ömer Hatipoğlu'nun doğadan etütler yaptıran çalışma tarzı içindeki tutkuyu yeniden alevlendirdi. Fadime'nin el etütleri hocasının o kadar dikkatini çekmişti ki, 1965 yılında Fadime üçüncü sergisini açtığında, Ömer Hatipoğlu konuk defterine şu tarihi notu düşecekti: "Fadime'nin ileride Türk resminde kendine mahsus bir yer açacağına kuvvetle inanıyorum."
"Harika Çocuk" ve Paris Fırsatı
1960'lı yılların başlarında, dönemin Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Nihat Adil Erkman öncülüğünde Fadime'nin üstün yeteneği fark edildi. "Harika Çocuklar Yasası" (İdil Biret Yasası) kapsamında özel yetenekli çocuklara tanınan haklarla, devlet tarafından 4 yıllığına Paris'e gönderilmesi gündeme geldi (1962). Ancak babasının "İnsan Türkiye ortamında da kendini yetiştirebilir; ancak bilgi, kültür ve görgüyü artırmak için Avrupa'ya gitmek, müzeleri dolaşmak gereklidir" görüşü ve kızına eşlik edemeyecek olması nedeniyle bu öneri gerçekleşmedi.
Mahmut Cûda Dönemi ve Akademik Temeller
Babası, Çamlıca'daki evinde Celâl Esad Arseven, Hikmet Onat, Zeki Faik İzer gibi hoca ve sanatçıları ağırlar, duvara dizdiği Fadime'nin resimleri üzerine onlarla istişarelerde bulunurdu. Babası, Fadime'ye hoca olarak bu seçkin grup içinden özellikle Mahmut Cûda'yı seçti. Fadime, 1961-1964 yılları arasında, Cûda'nın Yüksek Mimar Fazıl Aysu ile Osmanbey'de açtığı "Serbest Sanat Kursları"na devam ederek sıkı bir akademik eğitim sürecine girdi.
Bu süreçte sadece çıplak etütleri yapmakla kalmadı; tasarı geometri, perspektif, anatomi, Fransızca, Türk ve Avrupa sanatı tarihi, çağdaş sanat ve mitoloji dersleri aldı. 1961-1963 yılları arasında kille tanıştı. Çocuk başları, el-ayak etütleri ve bitki rölyefleri yaparak formları elleriyle kavramayı öğrendi. Cûda'nın gözetiminde 1962'de füzen ile "Hüzünlü Kadınlar" (100x70 cm) adlı ilk kompozisyonunu yaptığında, henüz klasiklerin geometri sistemini ve "altın kesim" tekniğini öğrenmediği halde bu sistemi önsezisiyle kendisi bulup uygulamıştı. Cûda, bu başarı karşısında "Eğer bir harika çocuk keşfetmek gerekseydi, bunun Fadime'den başkası olmayacağını" büyük bir gururla ifade etmiştir.
Sanat Felsefesi: İcra Etmek Değil, Bestelemek
Henüz lise yıllarında "Bir eseri icra etmek yerine onu bestelemeyi yeğlerdim" diyen sanatçı için resim, tümüyle bir "yaratı" eylemidir. Doğayı ne bütünüyle kopya etmek ne de ondan tamamen kopmaktır; onun için sanat, soyut ile somutun bütünleşmesidir. 1996'daki sergi broşüründe felsefesini şöyle özetler: "Güzelin kurallarına, bir birikim ve sezgi gücüyle ulaştığıma inanıyorum. Kompozisyon, anatomi dahil hepsini öğrendim. Ancak tuvalin önüne oturduğum zaman, yalnız içimden gelen sese kulak verdim. O ses, bana her zaman ne yapmam gerektiğini söyledi."
Desen, Çizgi ve "Kılcal Dokulu Çizgisel Stil"
Fadime Baltacıoğlu'nun sanatının belkemiği ve aslı çizgi (desen)'dir. İster yağlıboya, ister suluboya olsun, resimlerinin bütünü ruhunu çizgiden alır. Eserlerinde hiçbir nesne olduğu gibi görülmez; kıpır kıpır çizgilerle "canlı ölü doğalar" betimler. Yalama boyanmış düz bir fona resimlerinde hemen hiç rastlanmaz. Renkleri ve ışığı büker, uzlaştırır; tablolardaki renk ve şekil armonisi figüratiften non-figüratife süzülürken ani dönüşler yapar.
Kılcal Dokulu Çizgisel Stil: Kendine özgü stili olan bu teknik, bir kafede yan masadaki birinin kıvırcık kıllarla kaplı kollarını görmesiyle doğmuştur (Bu tekniği 1971 yapımı Yusuf ile Zeliha eserinde yetkin bir biçimde kullanmıştır). Ayrıca "tek bedende figürler" üzerine de özel bir biçem geliştirmiştir. Kompozisyonlarında kaslı kollar, ellerin ve bacakların özel betimleniş biçimi en ayırt edici imzasıdır.
Zoru Yeğleme: Duvar Resimleri ve Kurtuluş Savaşı Destanı
Masa üstünde çalışmanın rahatlığıyla yetinmeyen, zoru seven sanatçı, 1969-1978 yılları arasında 1x0.70 metre boyutlarında çalışırken, 1994 yılından itibaren çok daha büyük ölçülü duvar resimlerine yönelmiştir. Koskoca kağıtları duvara asıp bir merdiven üzerinde saatlerce santim santim dokuyarak çalışmıştır.
Bu tutku, sanat hayatının 50., Cumhuriyet'in 90. yılı anısına (2012-2013) yarattığı muazzam "Kurtuluş Savaşı" kompozisyonu ile zirveye ulaşmıştır. 6 panodan oluşan, toplam 9 metre uzunluğunda ve 2.45x1.50 metre yüksekliğindeki bu devasa eser, sadece desen/füzen tekniğiyle üretilmiştir.
Kariyeri, Eserleri ve Türk Resmindeki Yeri
Hayatı boyunca hiçbir konu ve teknik ayrımı yapmadan (suluboya, yağlıboya, desen, guaj) çalışmış; bir sanatçının tüm tekniklerin üstesinden gelmesi gerektiğine inanmıştır.
- Sergileri: İlk kişisel sergisini 1963 yılında açmış, 2013 yılına kadar toplam 25 kişisel sergi düzenlemiştir. Ayrıca sayısız karma sergiye ve Devlet Resim Heykel sergilerine katılmıştır.
- Koleksiyonlar: Eserleri yurtiçi ve yurtdışında özel/tüzel koleksiyonlarda ve Devlet Resim Heykel müzelerinde bulunmaktadır.
- Yayıncılık ve Ödüller: Hiçbir resim yarışmasına katılmamıştır. Ancak Hisar dergisi kapak tasarımlarıyla bir "Mansiyon Ödülü" almıştır. Yeni Adam ve Hisar dergilerinde desenleri ve yazıları yayımlanmış, çeşitli hikayeler kaleme almıştır.
- Hakkında Yazılanlar: Prof. Kaya Özsezgin tarafından 1996 yılında "Fadime Baltacıoğlu Salman" adlı kitap yazılmış; ardından Fadime Baltacıoğlu (2010), Nü'ler (2010) ve Figürler (2013) kitapları basılmıştır.
- Üyelikleri: Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği'nin (BRHD) ilk üyelerinden biridir.
Kendisini yinelemekten hep korkmuş, içindeki sorumluluk duygusuyla sürekli yeni öğretiler peşinde koşmuştur. Estetik bütünlüğün tepeden tırnağa aktığı figürleri, keskin olmayan ama son derece anlamlı ve özgün çizgileriyle o, Türk resminde sadece bir iz bırakmamış; o izi kendi elleriyle, "Fadimece" kazımıştır.